Sinop Tarihi
Sinop Åžehri, Anadolu ‘nun kuzey yönde uç noktası olan İnce Burun ‘a doÄŸu yönde baÄŸlanan Boztepe Burnu berzahında bir kale-ÅŸehir olarak kurulmuÅŸ ve tarih boyunca doÄŸu yönde geliÅŸmiÅŸtir. Tarih boyunca kale dışına pek taÅŸmayan ÅŸehir bir liman kenti özelliÄŸi taşır. Berzahın kuzey doÄŸusundaki dış liman fırtınalara açık olduÄŸu ve denizcilik bakımından kullanışlı sayılmadığı halde, AntikçaÄŸ ‘da daha çok bu limanın kullanıldığı bilinir. Zamanla kum dolan ve kullanılamaz hale gelen bu limanı berzanın güney-doÄŸusundaki iç limana aynı dönemde bir kanal baÄŸlardı. Bu kanal, Selçuklular döneminde kapatılmıştır.
Yarımadanın güney yönündeki içliman ise rüzgarlara kapalı konumuyla ve sakin deniziyle güney Karadeniz ‘in en önemli limanıydı. Bu özellikleri yüzünden “Akdeniz” ismini almıştır. Tarih boyunca iÅŸlek bir liman yaÅŸantısı ve tersane faaliyeti bu limanda gerçekleÅŸmiÅŸtir. XIX. Yüzyıla kadar tamamen ayakta duran surlardan ise günümüze büyük bir kısmı kalmıştır ve yıkıntılarından rekonstrüksiyonu yapılabilir. Åžehrin geliÅŸimi sürekli olarak doÄŸu yönde, Boztepe Burnuna doÄŸru olurken, kuzeydeki Akliman ve Anadolu yönünde bir kaç azınlık yerleÅŸmesinden baÅŸka bir yerleÅŸim olmamıştır. DoÄŸudaki yarımada ise gittikçe sarplaÅŸmakta, Hıdırlık tepesinde 187 metre yüksekliÄŸe ulaÅŸmakta ve nihayet deniz yönünde dik yarlar ile kuÅŸatılmaktadır. Bu durumda ÅŸehrin deniz yönünden ve berzahtan zaptedilmesi imkansız olmaktadır.
Antik çaÄŸdan beri parlak ve yoÄŸun bir ticari ve kültürel yaÅŸantıya sahip olan Sinop, bu niteliÄŸini Bizans, Selçuklu, CandaroÄŸlu ve Osmanlı yönetimlerinde de sürdürmüş, ayrıca kale ve tersanesi ile bölgenin en önemli askeri üslerinden biri olmuÅŸtur. Bu durumunu Sinop Baskını ‘ndan sonra kaybetmeye baÅŸlayan kent, sur dışına güneydoÄŸu yönde azınlık yerleÅŸmeleri ile batıya doÄŸru ise yönetim ve eÄŸitim gibi kamu hizmetleri yerleÅŸmesiyle çıkmıştır. Ulaşım ÅŸebekesi olarak AntikçaÄŸ ‘dan beri geometrik yapısını koruyan Sinop ‘un ulaşım omurgasını, Boyabat yolu ile bu yolun ÅŸehir içindeki devamı olan Sakarya, Cumhuriyet ve Fatih caddeleri oluÅŸturur. Bu eksendeki en önemli dikey baÄŸlantı, Valilik ve Belediye önünden geçen Gazi Caddesidir.
Şehir yerleşiminde, Yeni Mahalle yüksek gelirli memurların, Camikebir Mahallesi zengin tüccar, serbest meslek sahibi ve esnaf ailelerinin, Gelincik Mahallesi ise taşradan yeni gelmiş olanların yerleştikleri alanlardır. Batıda Gelincik, Kuzeydoğuda İncedayı ve Kefevi, doğuda Ada Mahalleri düşük gelirli grupların yerleşim yerleridir.
Sinop Adı Nereden Geliyor
Sinop adının ilk kez nereden türediği ve son biçimini nasıl aldığı üzerinde çok şeyler söylenmiş, değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bu söylenti ve yazılı yorumlar zamanla çoğalmış, birkaç harf değişikliği ile birbirine benzer sözcükler ortaya çıkmıştır.
Bu adlar kitaplara, dergilere ve gazetelere geçmiş, halk dilinde de konuşulduğuna göre buraya alacağız. Şimdi bunların bazılarını sıralayalım:
1. Sinope Irmak Tanrısı Osopos’un güzeller güzeli kızıymış. Rivayete göre mutlu bir hayatı varmış. Birgün Tanrılar Tanrısı Zeus kendisini görmüş ve o anda aşık oluvermiÅŸ. Zeus bu, gönlünü kaptırdığını elde etmek için yapmadığı üçkağıtçılık yokmuÅŸ . Ama Sinope, Zeus’un bile başını döndürecek bir güzellikteymiÅŸ. Eli ayağı, dili dudağı dolaÅŸmış Tanrılar Tanrısının, Sinope’ye aÅŸkına karşılık her istediÄŸini yapacağını söylemiÅŸ. Korku içindeki genç kız, kendisine dokunmamasını, kız oÄŸlan kız almak istediÄŸini söylemiÅŸ heybetli Zeus’a. Tanrılar Tanrısı, sözüne sadık kalmış ve Sinope’yi alıp en sevdiÄŸi yerlerden olan Karadeniz’in cennete benzeyen yemyeÅŸil kıyılarına bırakmış. (Yani bugün Sinop ilimizin bulunduÄŸu yere)
2. Sinop’un ilk kez Hititçe Sinova adı ile anıldığını Hitit kaynaklarından öğreniyoruz.
3. Prof. Yusuf Kemal TengirÅŸenk’in eÅŸi Nazlı TengirÅŸenk, Sinop Halkevi yayınlarından Dıranaz dergisinde “American Journal of Phylology” adli, David M. Robinson’ın yapıtından çevirilerinde, Sinop adinin Asurların ay ilâhı olan “Sin”den geldiÄŸini bildirmektedir.
4. Bazı kaynaklar Sinop adının ilk söylenişini Sinavur olarak ileri sürmektedir.
5. M.Ö. 200 yıllarında yaşayan Skymnos, şiirlerinde Sinop adının Sinope adlı bir Amazon kraliçesinin adından geldiğini dile getirir.
6. Suyun göğsü anlamında Farsça (Sine-i âb) dan Sınap şekline çevrilmiş ve böyle konuşulmuş deniliyor.
Yukarıda belirtilen yazılı ya da sözlü görüşlere bakılırsa Sinop adında başta (S) harfi ortaktır. İkinci sırada ortak harf (I) seslisidir. Yalnız birinde (E) seslisi vardır. Üçüncü harf (N) hepsinde yine ortaktır. Diyebiriz ki; öteden beri Sinop adında bu (S=I=N) harfleri bugünkü şekli ile yerlerini korumaktadır. Hemen hepsinde (S-I-N) harflerinin sonunda çeşitli ekler görüyoruz.
Â
Antik Çağda Sinop
Sinop Adı, AntikçaÄŸ’da Paphlagonia olarak adlandırılan bölgenin kuzey ucunda Sinop’un saptanabilen en eski adı “Sinope” dir. Bu kelimedeki “Sin” kökü ile Asur-Anadolu iliÅŸkisi, Sinope ile de Yunan ırmak tanrısı Asopos ‘un su perisi kızlarından Sinope kastedilmiÅŸtir ki bu da ismin kökenini İyonya’nın bölgedeki kolonizasyonuna baÄŸlamaktadır.
Bir baÅŸka fikir de Amazon Kraliçesi Sinova ‘dır ki bu mitin de nereden geldiÄŸi belli deÄŸildir. Yalnız bu kavmin Anadolulu olduÄŸu inancı vardır. Grek etimolojisine yabancı olan Sin ya da Sind sözcüklerine Yunanistan’ın dışında, Pontus, DoÄŸu Anadolu, İran ve Hindistan ‘da rastlanmaktadır. Bu da Sinope adının yerli Anadolu dillerinden gelmiÅŸ olabileceÄŸini göstermektedir. Strabon ise kentin kurucusu olarak Arganotlar’dan Teselya’lı Otolikos ‘u göstermekte ve onun kenti ele geçirerek bir Yunan kolonisi kurduÄŸunu yazmaktadır. Kentin ele geçirilmesi, kolonileÅŸtirmeden önce kentte yerli bir halkın yaÅŸadığını ortaya koymaktadır.
Sinop’un tarih öncesi hakkında ilk bilgiler, 1951-1954 yılları arasında, ÅŸehir merkezine 14 Km. mesafede yer alan Demirciköy Kocagözhöyük ‘te, Türk Tarih Kurumu adına Ekrem AKURGAL, Afif ERZEN ve Münster Üniversitesinden Ludwıg Budde tarafından yürütülen kazılarda ele geçen arkeolojik malzemelere dayanmaktadır. 1980 ‘li yılların sonuna kadar Sinop ‘un tarih öncesi denildiÄŸinde ilk akla gelen ilk Tunç ÇaÄŸdan malzeme veren Demirciköy Kocagözhöyük olup bununla sınırlı kalmaktaydı. Ancak Müze Müdürlüğü ‘nün 1987 yılında baÅŸlattığı ve 1988-1989 ve 1990 yıllarında da devam eden yüzey araÅŸtırmaları Sinop ‘un tarih öncesi bilinmeyen yönlerini önemli ölçüde aydınlatmıştır. Anadolu ‘nun en kuzey noktası olarak bilinen İnce Burun ‘daki fenerin batı kesimlerinde kıyını hemen yamaçlarında ele geçen, kesici, yan kazıyıcı, omurgalı kazıyıcı ve yonga parçaları diye adlandırılan taÅŸ aletler Üst Paleolitik çaÄŸa (M.Ö. 30.000-10.000) tarihlenmektedir. Müze Müdürlüğünce yürütülen yüzey araÅŸtırmasında 44 adet höyük tespit edilmiÅŸtir.
Bu höyüklerde ele geçen malzeme incelendiÄŸinde, özellikle sahil ÅŸeridine yakın nehir ağızlarında ve nehir vadileri boyunca Kalkolitik ÇaÄŸ ‘dan (M.Ö. 5.500-3200) itibaren yerleÅŸildiÄŸini ve Tunç Çağı boyunca (M.Ö. 3200-1200) yoÄŸun iskana tabi oldukları görülmektedir.
Sinop Bölgesi yüzey araÅŸtırmasında ele geçen buluntular genel olarak Erken Kalkolitik ÇaÄŸ ‘dan Geç Frig Dönemine kadar tarihlendirilmektedir. Ancak yüzey buluntularına göre tam tarihi süreklilik saÄŸlanamamaktadır. En büyük boÅŸluk Orta Tunç Çağı ile Geç Frig Çağı arasındadır. AraÅŸtırma öncesine kadar bilinmeyen Orta Tunç dönemine ait buluntular Gerze Köşk Höyük, TıngıroÄŸlu Höyük, Emiryayla Maltepe Höyük, Sarımsak Maltepe Höyük, Yaykın Karakumru Tepe ‘de ele geçmiÅŸtir. Ancak bölgede Hitit İmparatorluk Çağı ‘na ait tarihlendirilebilecek hiçbir buluntuya rastlanamamıştır. Samsun sahil bölgesinde de Hitit İmparatorluk dönemi malzemesine rastlanamamıştır.
Yapılan yüzey araÅŸtırması, bölgede M.Ö. XVIII. Yüzyıl ile M.Ö. VIII. Yüzyıl arasında yerleÅŸim izine rastlanmadığını bu dönemin Sinop için karanlık bir dönem olduÄŸunu ortaya koymuÅŸtur. Hitit metinlerinde adı geçen GAÅžKA kavimlerinin bölgede yaÅŸayıp yaÅŸamadıklarını gösteren arkeolojik bir bölge henüz saptanabilmiÅŸ deÄŸildir. AraÅŸtırmanın ortaya koyduÄŸu bir gerçekte Sinop ‘da İlk Tunç yerleÅŸimlerinin büyük bir yangın sonucunda terkedildiÄŸi ve bu dönemden itibaren M.Ö. 8. Yüzyıla kadar karanlık bir dönemin baÅŸladığıdır.
İ.Ö. VIII. Yüzyılda bölge Miletos baÅŸta olmak üzere İonia ‘lıların kolonizasyonuna sahne olmuÅŸtur. Bu kolonizasyonun sadece Ege dünyasında artan nüfusu dağıtıp toprak kazanmak olmadığını öncelikle ticari ve ekonomik köşebaÅŸlarının elde tutulmasının hedeflendiÄŸi anlaşılır. Özellikle Sinop ‘taki İon kolonizasyonu, Fırat Vadisi ve Mezopotamya ‘ya giden tarihsel yolların baÅŸlangıç noktasını tutmak için yapılmıştır. Söz konusu kolonizasyon için ileri sürülen iki ayrı baÅŸlangıç tarihinin aydınlatılması da ayrı bir problemdir. Bunlar İ.Ö. 756 ve 636 yıllarıdır. Bu iki tarih arasında çapı belirsiz kalan bir Kimmer istilası vardır. 756′da Trapezus, Kerasus ve Kotyora gibi kolonilerin Sinop’a baÄŸlı olarak kuruldukları düşünülürse, bu tarihten önce Sinop’da bir İon kolonizasyonunun açıkça baÅŸladığını kabul etmek gerekir.
Sinop ve civarına yayılan bu Lidya-Kimmer hakimiyetinden sonra Sinop için kesinleÅŸen en önemli olay, 630 yıllarında yapılan ikinci kolonizasyondur. 630 tarihi ile Lidya devletinin Pers kralı Kyrus tarafından 546′da yıkılmasına kadar süren dönem Sinop için yine karanlık kalmaktadır. Perslerin kıyı ÅŸehirlerini nasıl idare ettikleri kesin olarak bilinmese de otonom yapılarını korudukları sanılan bu ÅŸehirler, Perslerin atadıkları Tiranlar sayesinde imparatorluÄŸa vergi ödüyor olmalılar. İmparator I. Darieios ‘un örgütlenme sistemine göre Sinop bu dönemde Kapadokya satraplığı sınırları içinde daha sonraki bir düzenleme ile de Pontus Kapadokyası denilen kuzey Kapadokya sınırları içinde sayıldı. V. Yüzyıl içlerinde Persler ve güçlü Perikles Atina’sı arasında çekiÅŸme konusu olan kıyı kolonileri ile Sinop’da sonunda Perikles yönetimine baÄŸlandı. Bu dönemde parlak ve sikke çeÅŸitliliÄŸinden demokratik bir Grek yönetimine kavuÅŸtuÄŸu anlaşılan kent, bu durumunu Euxene’nin Grek ÅŸehirlerini Perslere bırakan Antalcidas anlaÅŸmasına kadar korumuÅŸtur.
İ.Ö. 350 yılından sonra Kapadokya satrabı olarak tüm Anadolu’yu Persler’den koparmak isteyen ve bir Kapadokya krallığı yaratmayı amaçlayan Datames, Sinop üzerine de yürümüştür.
Makedonya kralı İskender’in Persleri 334 ve 332 de yenmesinden sonra özgürlüğünü kazanacağını uman Sinope, İskender’in bürokrasisinin sert yönetimi altında ezilmiÅŸ ve Pers sarayına elçi heyeti göndermiÅŸtir. Ancak karşılarına Daarieios yerine İskender çıkmıştır. 5. Teminata baÄŸlı ve güç elde edilen bir serbestlikten sonra Sinope Diadok’ların idaresinde demokratik yapısını sürdürmüştür. Bu dönemde Eumenes’in denetimine giren ve bir otorite boÅŸluÄŸuna düşen yöre, Perslerin eski Kiostiranın torunu Mithridates’in baÅŸlattığı Pontus Krallığı döneminde baÅŸlıbaşına bir parlak çağın merkezi oldu.
Hellenleşmiş bir Pers kültürü karakterini taşıyan Pontus krallığının geleneği Anadolu hegemonyasını güçlenen Roma karşısında kendine bağlamak amacını taşıyordu.
183 yılında ani bir baskınla Sinope’yi elde eden Pharnakes, kente baÄŸlı kolonilerden Cerasus yakınlarında Pharnace adlı yeni bir Pont kolonisi de kurmuÅŸtur. Daha sonra devletin güvenliÄŸini saÄŸlamak için IV. Mithridates merkezi Amasya’dan Sinope’ye nakletmiÅŸtir. Tarihe Mithridates Eupator olarak geçen ve “Büyük” ünvanıyla anılan Pontus krallığının son yöneticisi, döneminde baÅŸkent Sinope, tarihte en yüksek ve ihtiÅŸamlı çağını yaÅŸamıştır. Sinope’de doÄŸan ve ÅŸehrin çifte limanını geniÅŸleten, surlarla çeviren, stao, agora, gymnasium ve muhteÅŸem bir sarayla ÅŸehri donatan Mithridates’in kiÅŸiliÄŸi, Sinop ve Anadolu Hellenizminin bir sembolü olmuÅŸtur.
Pontus hakimiyetinin Roma egemenliÄŸi tarafından yıkılmasından sonra Roma’lı kumandan Pompeius’tan itibaren Bithinia ve Pontus eyaletine baÄŸlanan Sinope-Lex Pompeia da belirtildiÄŸi gibi birçok eÅŸitlikler kazandı. Bu dönemde kentin ayrı bir tarihinden bahsedilemez. Sinop artık Roma tarihinin içinde anılır. Roma İmparatoru Trajan döneminde Bithinia ve Pontus eyaletinin Senato’dan alınıp İmparatorun yetki alanına baÄŸlanması, Sinop’un sosyal geliÅŸimine yeni ufuklar açmış ve ÅŸehre aynı imparatorun ismiyle anılan bir su kemeri yapılmıştır. İ.S. 395 yılında Roma İmparatorluÄŸu’nun ikiye ayrılmasıyla DoÄŸu Roma İdaresine geçen Sinope, Bizans döneminde de giderek azalan bir önemle bölgenin ticari, kültürel ve askeri merkezi olmaya devam etti.
Â
Türk İdaresi Öncesi Dönem
M.Ö. 1000 Yıllarında Sinop
MÖ. 756 yılında Milet’ten ayrılan ve kendilerine yeni bir ÅŸehir kurmak isteyen göçmenler buraya gelerek bugünkü Sinop’un ilk temelini atmışlar ve bu ÅŸehre Sinope adını vermiÅŸlerdir. “Efsaneye göre tanrıça Sinope ırmak tanrısının kızıdır. Zeus Sinope’ye aşık olur. Her dilediÄŸini yerine getireceÄŸine söz verir. Sinope kızlığına dokunmamasını ister. Tanrı yemine baÄŸlı kalarak onu kız bırakır. Bugünkü Sinop’un olduÄŸu yere gelir.”
Daha sonra MÖ. 630 yılında ikinci bir koloni (sömürge, göçmen topluluÄŸu ya da bu topluluÄŸun yerleÅŸtiÄŸi yer) grubu Sinop’a yerleÅŸmiÅŸtir. Åžehrin surlarının büyük bir olasılıkla kolonize (koloniler halinde yaÅŸanan) devirlerde yapıldığı tahmin edilmektedir.
7. yy baÅŸlarında Sinop, Anadolu’ya kuzeyden gelen Kimmerlerin, 6. yy ortalarında İran’dan gelen Perslerin istilasına uÄŸramıştır.
Helenistik Dönem
MÖ. 4. yüzyılın birinci yarısında Paflagonya’lılar bağımsızlıklarını ilan etmiÅŸlerdir. MÖ. 332 yılında Büyük İskender’in Anadolu’ya giriÅŸini fırsat bilen 1. Ariarathes Kapadokya’da bağımsızlığını ilan ederek, Sinop’u da hakimiyetine almış. MÖ. 302 yılında Mitridat Ktistes Paflagonya’da dağınık halde bulunan prenslikleri bir araya getirerek kuvvetli bir devlet (bağımsız bir ülke ile onun yönetiminden oluÅŸan varlık) kurmuÅŸtur. Daha sonra ll. Mitridat ve onun oÄŸlu Farnak Sinop’a hakim olmuÅŸ. MÖ. 169 yılında devletin başına Mitridat Flapeton geçmiÅŸtir. Mitridat Flapaton Sinop’u bayındır (geliÅŸip güzelleÅŸmesi için üzerinde çalışılmış, alt yapıya sahip) hale sokmuÅŸ, baÅŸkentini Amasya’dan Sinop’a getirmiÅŸtir.
Sinop’un parlak dönemi Mitridat Fatpator zamanında olmuÅŸtur. Bütün Karadeniz’i hakimiyeti altına alan Mitirdat Romalıları’da Anadolu’dan atarak büyük bir imparatorluk kurmuÅŸ, ancak BaÅŸkenti Sinop’tan Bergama’ya taşımıştır.
Helenistik dönem Sinop’un en parlak zamanı olup, bu dönemde kültüre büyük önem verilmiÅŸtir.
Romalılar Dönemi
MÖ. 70 yılında Roma İmparatorluÄŸu iÅŸgal ettiÄŸi bu toprakları yeniden tanzim etmiÅŸ. Pontus Krallığını Kızılırmak’tan itibaren ikiye bölerek, doÄŸu parçasının idaresini yerli sülalelere vermiÅŸ, batı parçasını ise doÄŸrudan doÄŸruya devletin eyaleti haline getirmiÅŸtir.
Sinop’un Roma idaresine geçmesi tarihte önemli bir dönüm noktasıdır. Bilhassa (her ÅŸeyden önce, baÅŸta) Cesar zamanında ÅŸehre maddi yardımlardan baÅŸka, yeni Roma kolonileri gönderilmiÅŸ ve geniÅŸleyip büyümesi saÄŸlanmıştır.
Bizans Devri
Bizans devri konusunda Sinop için bilgiler yok denecek kadar azdır. Genç Pliny’nin Trajan’a yazdığı bir mektuptan Sinop’ta çok sayıda Hıristiyan’ın yaÅŸadığı anlaşılmaktadır. İdari olarak Armeniakon ve Pontus themalarında dinsel olarak da Hellenpotos metropolitliÄŸine baÄŸlı olarak gösterilen Sinop’ta günümüzde harabeleri bulunan Balatlar Manastır Kilisesi’nin VI. Yüzyılda yapıldığı sanılır. Bizans devrinde gittikçe askeri bir yapı kazanan Sinop’un kale içine çekildiÄŸi ve tarih boyunca geliÅŸmiÅŸ bulunan ticaret ve kültürünün dinsel bazı olaylar nedeniyle gerilediÄŸi sanılmaktadır. Justinianos zamanında Sinop’un kaleler, su yolları, köprüler ve kiliselerle geliÅŸtirildiÄŸi fakat kısa süre sonra ortaya çıkan Arap istilalarının bu geliÅŸmeyi durdurduÄŸu anlaşılır.
İkonoklasm devrinde Sinop’un dinsel ve sivil yapılarının tahrip edildiÄŸi, Karadeniz’de gelen Varegler’in Sinop’u yıktıkları da bilinir.
İstanbul’un Latinler istila edilmesinden sonra I. Andronikos’un torunları büyük Komnenoslu Aleksios ve David idaresinde Karadeniz’in güneydoÄŸu kıyısında Trabzon Rum Devleti kurulmuÅŸtu. Buradan David, sahil boyunca ilerleyerek Sinop’u iÅŸgal etti ve sonunda Paplagonya ve Karadeniz EreÄŸlisi’ni de hakimiyeti altına aldı. Bizans ağırlık merkezinin bu dönemde Anadolu’ya kayması eski Bizans-Selçuklu çekiÅŸmesini keskinleÅŸtirmiÅŸti. Bu durum Selçuklular’ın Karadeniz’de bir limana sahip olmalarına engel oluyordu.
Sinop ve çevresi 1214 yılında Selçuklu hakimiyetine geçtikten sonra Hıristiyan kültür yaşamı yoğun bir şekilde sürdü. Osmanlılar zamanında şehrin surları dışında batıda Akliman, doğuda Hıdırlık yamaçlarında yoğunlaşan Hıristiyan Ortodoks Rum ve az sayıda Ermeni yerleşimi vardır. Osmanlı kayıtlarında bunların kilise ve vakıflarına ait sayısız kaynak vardır.
Türk İdaresi Dönemi
Sinop’un Fethi ve Selçuklular Dönemi
 Türklerin Anadolu’ya girdikten sonra ilgilendikleri yerler arasında Paflagonya ve Sinop civarı da vardır. 1085 yılında SüleymanÅŸah’ın komutanlarından Karatekin’in Sinop’u Bizanslılardan aldığından bahsedilir. Ertesi yıl Bizanslılar, Sinop’u kurtarmak için Konstantin Dalassenos komutasında bir donanma gönderdiler. Bu sırada İzmir Bey’i Çaka’nın Bizans topraklarına karşı giriÅŸtiÄŸi saldırılar sırasında Bizanslı komutan Nikephoros’un yenilgiye uÄŸraması Bizanslıları zor durumda bıraktığından Konstantin Dalassenos’u geri çağırdılar. Pekar bu sırada Bizanslıların Sinop’a tekrar sahip çıkmaları Büyük Selçuklular ile Anadolu Selçukluları arasındaki siyasi çekiÅŸmeler yüzünden olmuÅŸtur.
1176 Miryokephalon zaferinden sonra Türklerin Bizanslıları Anadolu’nun büyük bir kısmından atabildikleri anlaşılmaktadır. İbn-î Bibi’deki kayıtlardan anlaşıldığına göre Paflagonya bölgesinin fatihleri, baÅŸarılarına karşılık olarak Selçuklu Sultanları tarafından ikta olarak verilen Kastamonu yöresinin sahipleri ve Bizanslılara karşı yürütülen mücadelenin lideri olan Çoban ailesidir. Güçlü bir yönetimle Selçuklular’ın sonuna kadar Kastamonu ve civarını elinde tutan bu aile ile Sinop’un birkaç kez Türkler tarafından fethedilmesi arasında iliÅŸkiler vardır.
Sinop’un Bizans yönetiminde bulunduÄŸu sıralarda Kırım’a gitmek isteyen Selçuklu tacirleri burada gemiye binmek suretiyle Sinop Limanı’ndan faydalanıyorlardı. IV. Haçlı Seferi sırasında Haçlılar, 1204 de İstanbul’u ele geçirip bir Latin Devleti kurunca İmparatorun damadı Theodoros Lascaris’in kurduÄŸu İznik Bizans Devleti ve yine Komnenos hanedanından Aleksios ve David Komnenos kardeÅŸlerin Trabzon’da kurdukları Trabzon Rum Devleti oluÅŸtu. Bu üçe bölünmüş Bizans mirası karşısında Anadolu’yu Selçuklu Devleti ikinci planda bir kara devleti haline geliyordu. Oysa Anadolu Selçuklularının Kırım ticaretini geliÅŸtirebilmeleri ve Karadeniz’de Hıristiyan güçlerine karşı koyabilmeleri için Sinop gibi ticari ve askeri bir limana ihtiyaçları vardı. Bu sırada David Komnenos, kıyı ÅŸeridi boyunca ilerleyerek Sinop ve EreÄŸli’yi aldı. İznik devleti ile çatışmaya girdi. Bu durumda Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev ile anlaÅŸan Laskarisler, David Komnenos’u geri çekilmeye zorladılar. Fakat kendi güvenliklerini düşünen Selçuklular, Karadeniz’de üçüncü bir güç olarak ortaya çıkmak isteyince gözlerini ilk olarak Sinop’a diktiler. KardeÅŸiyle olan taht kavgasını halleden I. İzzeddin Keykavus, o sırada Trabzon Rum İmparatoru I. Aleksios Komnenos’un Canik tekfuru Kir Aleksi tarafından idare edilen ve yöre halkına çeÅŸitli zulüm ve yaÄŸmalar yapan bu valinin idaresindeki Sinop’a yürüdü.
Åžehrin zaptının zor olduÄŸu bilindiÄŸinden muhasaraya ve ablukaya karar verildi ve sultan, vilayet beylerini savaÅŸa çağırdı. Olaydan habersiz olan Kir Aleksi bu sırada Sinop dışında avlanıyordu. Ordudan çıkarılan bir müfrezenin Kir Aleksi’yi yakalayıp sultanın önüne çıkartması olayları hızla geliÅŸtirdi.
Kalenin önüne getirilen tekfura karşılık ÅŸehrin teslim edilmeyeceÄŸini söyleyen Sinop’luların daha sonra fikirlerini deÄŸiÅŸtirerek ÅŸehri kansız olarak Selçuklulara bırakmaları bir sürpriz olmuÅŸtur. Bu olaydan sonra yapılan anlaÅŸmayla Aleksi yıllık vergiye baÄŸlandı ve adamlarıyla birlikte Canik’e gönderildi. (1214) Åžehirde kalmak isteyenler serbest bırakıldı. Åžehir tekrar düzenlendi, Kiliseler Camiye çevrildi. Bir medrese yapıldı, kale tamir edildi, tapu defterleri düzenlendi. Åžehre Çepni oymaklarından boylar yerleÅŸtirildi. Sultan sefere katılan beylerden Simre Valisi Bedrüddin Ebu Bekir’i Sinop Valisi ve komutanı olarak bıraktıktan sonra Sivas’a döndü. İbn Said el Magribi, Sinop Limanı’nda Konya Sultanına ait donanmanın bulunduÄŸunu, çam ormanlarıyla kaplı Kastamonu ve Amasya daÄŸlarından kesilen kerestenin su yolu ile Sinop Darüs Sın’a’sında (tersane) gemi inÅŸaası için nakledildiÄŸini belirtir. Kısa sürede oluÅŸturulan bu donanma ile fethin ardından SoÄŸdak seferi yapılır. SoÄŸdak ve civarına Ruslar egemen olmuÅŸlardı. Ruslar bu bölgede Selçuklu korumasını kabul etmiÅŸlerdi. SoÄŸdak’a bir Türk Garnizonu yerleÅŸtirilerek camii yapıldı.(1225) Sinop’tan yapılan bu sefer Sinop’un üs olarak o dönemdeki gücünü gösterir.
Pervaneoğulları Dönemi
1243 Kösedağı yenilgisinden sonra MoÄŸol kontrolüne giren ve hızla zayıflayan Anadolu Selçuklu hakimiyetinin bu durumu karşısında Trabzon Rumlarının Sinop’u 1259′da tekrar iÅŸgal ettikleri anlaşılmaktadır. MoÄŸollara karşı izlediÄŸi baÄŸlılık politikası sayesinde devlete hakim olan Pervane Müinüddin Süleyman 1259′dan beri Trabzon Rum yönetiminin elinde bulunan Sinop’un geri alınması isteÄŸini yasallaÅŸtırmıştır. Bu durumda kısa sürede Selçuklular’ın eline düşen ÅŸehirde kilise olarak kullanılmakta olan Cami-i Kebir tekrar camiye dönüştürüldü. Pervane olayı kutlamak için bunun yanına bir medrese yaptırdı. Åžehrin düşmesi 1262 yılının yaz aylarına rastlar. PervaneoÄŸulları yönetiminde KaramanoÄŸulları 1276′da Konya üzerine yürüdükleri zaman Rumlar, yine fırsat bilerek asker ve silah dolu gemilerle Sinop’a hücum edince sahil kumanda TayboÄŸa liderliÄŸindeki Çepni oymakları saldırıyı püskürtmüşlerdir. Selçuklu Devleti’nin sonlarına doÄŸru ise Kırım’da bulunan II. İzzeddin Keykavus’un oÄŸlu Rükneddin Geyûmers’in bir ara Sinop valisi olarak görünmesi, PervaneoÄŸulları hakimiyetinin bir beylik kuvvetinde olmadığını düşündürür. Pervane’nin idamından sonra Sinop’ta bulunan oÄŸlu Muinüddün Mehmed, yöreye hakim olmuÅŸ 1297 yılında ölümüne kadar çevresine zalim davranmıştır. Mehmed’in ölümünden sonra yerine Müinüdden Süleyman Pervane’nin diÄŸer oÄŸlu Ali’nin oÄŸlu Mühezzübiddin Mesud geçmiÅŸtir.
Mesud zamanındaki en önemli olay Sinop’ta Cenevizlilerin bir konsolosluklarının açılmış olmasıdır. Bu sırada bir Ceneviz donanmasının Sinop’a baskın yaparak Mesud’u kaçırması ve fidye karşılığında serbest bırakması Cenevizliler ve Türkler arasında Karadeniz ticareti konusunda rekabet yaÅŸandığını gösterir. Bu devirde Anadolu’dan geçmesi gereken ticaret yolunun boÄŸazlara aktarılması Sinop ve Samsun Limanlarının ticaretine büyük zarar vermiÅŸtir ve Gazi Çelebi’nin XIV. Yüzyılın baÅŸlarında Cenevizlilere karşı korsanlığa giriÅŸmesinin baÅŸlıca nedeni olmuÅŸtur. Gazi Çelebi’nin babası Mesud’un son Selçuklu Sultanı mı? Yoksa PervaneoÄŸlu Mesud mu olduÄŸu fikri tartışma konusu olmakla birlikte bu kiÅŸinin PervaneoÄŸlu olduÄŸu kabul edilmiÅŸtir.
Gazi Çelebi’nin erkek evladı olmadığından ölümünde kızı bir süre babasının yönetimini ele almış, hatta bu yüzden Sinop’a bir ara “hatun ili” denmiÅŸtir. O sırada Kastamonu’da CandaroÄŸlu Süleyman Trabzon Rumlarının ÅŸehri iÅŸgal edeceÄŸi gerekçesiyle Sinop’u CandaroÄŸlu beyliÄŸine katmıştır. (1323) Buraya vali olarak oÄŸlu I. İbrahim Bey’i göndermiÅŸtir.
Pervaneoğulları Beyliği
Anadolu Selçuklulari’nin dagilmasi sirasinda Sinop’ta Pervâne Muineddin Süleyman’in oglu Mehmet tarafindan kurulan beyligin adidir.
Sinop, 1214′te Trabzon Rum Imparatorlugu’ndan alinmis önemli bir deniz üssü ve ticaret iskelesi idi. Anadolu Selçuklulari’nin iç karisikliklari sirasinda Trabzon Rum Imparatoru tarafindan geri alinmis ve kendi topraklarina dahil edilmistir (1259). Pervâne, Ilhanli hükümdari Abaka Han’dan izin alarak Sinop’u ele geçirmek için faaliyete giristi. Yaklasik bir yil karadan denizden kusattigi sehri 1266′da zaptetti. Böylece Selçuklular’in Karadeniz’deki ticaret kapisi olan Sinop, Muineddin Süleyman’a ikta olarak verilmis ve yine onun istegi üzerine kendisine temlik edilmistir.
Sinop’un fethi ve Pervane’ye temlik edilmesi, Sultan Rükneddin Kiliç Arslan ile onun arasinin açilmasina sebep oldu. 1266′da Selçuklu sultaninin Pervane’nin Mogollar tarafindan tahrikiyle öldürülmesinden sonra, Selçuklu Devleti’nin idaresinde Pervane’ye ortak kalmadi. Selçuklu Devleti’nde nâibu’s-sultan olan Pervâne, devamli bir sekilde merkezde bulundugundan bizzat Sinop’ta ikamet edememekteydi. Bu sebeple oglu Muinüddin Mehmed’i malikanesi olan Sinop’a gönderdi. Pervane Süleyman, 1277′de Ilhanli hükümdari Abaka Han tarafindan öldürülünce oglu Mehmed istiklâlini ilan ederek Sinop’ta Pervaneogullari adi ile kisa süre devam den beyligi kurmus oldu.
Muinüddin Mehmed yaklasik yirmi yil beyligin idaresini elinde tuttu.
Muinüddin Mehmed, Mogollar ile iyi geçinmek zorunda kaldi ve onlarin verdigi devlet islerinde görev yapti. Bu sirada halki agir vergilerle ezen Mehmet Bey, Mogollar’a karsi bir hareketin hazirliklari içindeyken hastalanarak öldü. Bundan sonra beyligin idaresi Pervane Süleyman’in torunu Mühezzibüddin Mesud tarafindan yürütüldü. Mesud Bey, Mogollar’la iyi iliskilerde bulunarak herhangi bir tehlikenin gelmesini önledi. Ayrica devletin sinirlarini genisleterek Bafra ve Samsun’u ele geçirdi. Mesud Bey, Sinop’ta ticarî koloni bulunduran Cenevizliler tarafindan ticarî bir anlasmazlik sebebiyle ani bir baskinla esir edilerek Ceneviz müstemlekesi olan Kefe’ye götürüldü. Ancak çok agir bir fidye ödemek suretiyle tekrar Sinop’a döndü (1298). Bundan iki sene sonra vefat eden Mesud Bey’in yerine oglu Gazi Çelebi, Sinop emiri oldu (1300). Donanmaya önem veren Gazi Çelebi, önce Trabzon Rum Imparatoru ile anlasarak Kirim ve Kefe taraflarina sefer düzenledi ve bir Ceneviz donanmasini Kefe yakinlarinda maglup etti (1313). Daha sonra da Trabzon’a karsi hücuma geçti (1319). Cenevizliler’in 1322′de Sinop’a karsi giristikleri saldiriyi basariyla püskürttü. Gazi Çelebi’nin erkek evladi olmadigi için Kastamonu beyi olan Candaroglu Süleyman Pasa’nin hakimiyetini tanidi. 1322′de vefati üzerine bir ara kizi Sinop’ta beylik etmis ve bu sebeple Sinop’a Hatuneli adi da verilmistir. Daha sonra Candaroglu Süleyman Pasa tarafindan ilhak edildi. Böylece Pervaneogullari Beyligi, Candarogullari Beyligi’nin topraklarina katildi.
Sinop’ta Pervane Süeyman tarafindan 666 (1267-1268)da yaptirilan Ulu Cami en önemli mabedler arasindadir. Yine Pervane Süleyman Medresesi ve Pervane türbesi, Pervaneogullari Beyligi devrinden kalma mimarî eserlerdir.
Candaroğlu-İsfendiyaroğulları Beyliği Dönemi
Sinop’un Osmanlılara kadar tarihi tamamen CandaroÄŸlu BeyliÄŸi’nin geliÅŸimi içinde kaldığından bu beyliÄŸin tarihine ve olaylarına bakmak gerekir. Selçuklu hanedanının taht kavgalarına karşı İlhanlı hükümdarı Geyhatu’nun Anadolu’ya gönderdiÄŸi yardımcı kuvvetler arasında Åžemseddin Yaman Candar komutasında bir kuvvetin olduÄŸu ve mücadeledeki hizmetine karşılık olarak Geyhatu tarafından kendisine Osmanlı tahrir defterlerinde Eflagunlu ÅŸeklinde geçen Eflani’nin verilmiÅŸ olduÄŸu kaydedilmektedir. Ölümünden sonra oÄŸlu Süleyman Bey Eflani’de beyliÄŸin başına geçmiÅŸ, Kastamonu ve Safranbolu’yu alarak hakimiyetini geniÅŸletmiÅŸtir. Bu arada beyliÄŸin merkezini Kastamonu’ya nakletmiÅŸtir.
1323 yılında Sinop’u da topraklarına katan Süleyman Bey ÅŸehrin yönetimini oÄŸlu İbrahim Bey’e vermiÅŸtir. Sinop’un alınmasıyla CandaroÄŸlu BeyliÄŸi Karadeniz’de Ceneviz ticaretine rakip olarak çıkmıştır. 1341′de Süleyman Bey’in yerine tahta oturan oÄŸlu I. İbrahim Bey hakkında eldeki tek belge, h.742/1341 tarihli Sinop’ta kendisi tarafından yaptırılan camiinin kitabesidir. İbrahim Bey zamanında CandaroÄŸlu donanması düşmanlara karşı gelebilecek güçtedir. İbrahim Bey’den sonra iktidara Yakub Bey’in geçtiÄŸi hakkında bilgiler varsa da kaynaklar açık bir bilgi vermezler.
H.747/1346-1361 tarihleri arasında hüküm sürdüğü sanılan Adil Bey’in beylikte kaldığı süre kesinlik kazanmamıştır. Venediklilerin iki müşavirle ve oniki üyeli meclis yardımıyla bir konsolos tarafından idare edilen ticaret kolonisinin de ilk faaliyetleri bu tarihlere rastlar. Adil Bey’den sonra yerine “kötürüm” sıfatıyla tanınan oÄŸlu Celaleddin Beyazit Bey geçmiÅŸtir.
H.787/1385 yılında ölen Kötürüm Beyazıt yerine İsfendiyar Bey geçti. Bu dönemden sonra CandaroÄŸlu BeyliÄŸi hanedanı Kastamonu ve Sinop’ta ayrı ayrı hüküm süren beyler olarak ikiye ayrılmıştır. Sinop’ta hükümdarlık yapan beyler İsfendiyar Bey’den geldikleri için hanedanın Sinop koluna “İsfendiyaroÄŸulları” denmiÅŸtir. Yıldırım Beyazıt döneminde Osmanlılara karşı KaramanoÄŸulları’nın kurduÄŸu ittifaka Kötürüm Beyazıt’ın oÄŸlu Süleyman Bey de katılmıştır. Bunun üzerine Yıldırım Beyazıt Kastamonu’da hüküm süren Süleyman Bey’in üzerine yürüdü ve H.794/1392 yılında yapılan savaÅŸta Süleyman Bey yenildi. Bu sırada Yıldırım Beyazıt Sinop’u da kuÅŸatmış ancak alamamıştır. Süleyman Bey’in ölümünden sonra Sinop’tan ibaret olan CandaroÄŸlu topraklarına İsfendiyar Bey hükümdar oldu. Yıldırım Beyazıt’ın 1402′de Ankara yenilgisinden sonra CandaroÄŸulları’nın eski topraklarının yanı sıra Kastamonu, Çankırı ve Kalecik de Timur tarafından İsfendiyaroÄŸlu yönetimine bırakıldı. I. Mehmet Devri’nde İsfendiyar Bey’in oÄŸlu Kasım, Kastamonu ve çevresinin kendisine verilmesi için Osmanlı PadiÅŸahının yardımını istedi. İsfendiyar Bey Sinop’a çekilerek topraklarını Osmanlılara bıraktı. I. Mehmet, bu toprakların yönetimini Kasım Bey’e verdi. II. Murat ise 1425 yılında İsfendiyar Bey’in oÄŸulları ile kız kardeÅŸlerini evlendirerek İsfendiyaroÄŸlu mirası üzerinde kuvvetli haklar elde etti. Bu sırada İbrahim Bey ile Selçuk Hatun, Kasım Bey ile de Sultan Hatun evlenmiÅŸlerdir.
Mezar kitabesine göre H. 842/1439 yılında ölen İsfendiyar Bey’in yerine II. İbrahim Bey geçti. H.847/1443 yılına kadar tahtta kalan İbrahim Bey mezar kitabesine göre Sinop’ta ölmüştür. Yerine geçen oÄŸlu İsmail Bey İstanbul’un Osmanlılar tarafından muharasına ordu ile katılmak zorunda kalmıştır.
Özellikle ipek yolu üzerinde bulunan İsfendiyaroÄŸulları ülkesini ele geçirmek ve böylece batı seferiyle uÄŸraşırken tüm kuzey Anadolu’daki beylik ve devletleri fethetmek isteyen Fatih Sultan Mehmet’in ilk hedefi Sinop oldu. Fatih Sultan Mehmet Kastamonu’ya gelerek ordugahını kurdu ve Mahmut PaÅŸa’yı Sinop’a gönderdi. Bu sırada donanma da Sinop Limanı’na girdi. Sinop karadan ve denizden kuÅŸatıldı. Mahmut PaÅŸa İsmail Bey’e bir mektup göndererek kaleyi teslim ettiÄŸi takdirde kendisine Anadolu’da istediÄŸi yerin yurtluk olarak verileceÄŸini bildirdi. Teklifi kabul eden İsmail Bey 1461 Mayıs ayında ÅŸehri Osmanlılara teslim etti. Daha sonra İsmail Bey’in Anadolu’da kalması mahsurlu görülerek Filibe’de dirlik verildi. İsmail Bey burada 1479 yılında öldü.
CandaroÄŸlu BeyliÄŸi döneminden önemli bir belge, 1331-32 kışında I. Süleyman Bey’in hükümdarlığı sırasında büyük İslam seyyahı İbn-i Batutan’ın ÅŸehre geldiÄŸinde aldığı gözlemlerdir. Burası kalabalık bir ÅŸehir olup, savunma bakımından iyi imkanlara sahiptir. Åžehrin doÄŸu tarafı hariç her tarafı denizle çevrilidir. Åžehrin tek kapısı vardır o da doÄŸudadır. Belde hakiminin izni olmadan kimse oradan içeri giremez. En çok üzüm ve incir yetiÅŸir. Sinop Camii en güzel camilerinden biridir. Sinop CandaroÄŸlu idaresinde iken ÅŸehri gören Clavijo ve Pero Tafur’un verdikleri bilgiler genel mahiyette kalır.
Osmanlı Dönemi
Sinop’un fethi ile İsfendiyar tersanesi de Osmanlılar’a geçti ve burası Gelibolu ile devletin baÅŸlıca üslerinden biri oldu. İdari bakımdan Kastamonu sancağına baÄŸlanan Sinop, Kırım ve Karadeniz’e yapılan seferlerde üs hizmetini gördü. Osmanlı yönetiminde Sinop, XVI. Yüzyılda Celali ve Suhte ayaklanmaları sırasında zorluklarla karşılaÅŸtı. 1614′de Kazaklar Sinop’a saldırdı. Karadeniz muhafızı İbrahim PaÅŸa baskınla Kazaklar’ı bozguna uÄŸrattı. Sinop’a yönelik kazak saldırıları ancak IV. Murat döneminde durdurulabildi.
XVIII. Yüzyıl sonlarında Rusların Kırım’ı iÅŸgalleri sırasında Sinop’ta tersanenin yoÄŸun olarak gemi yapımında çalıştığını Osmanlı arÅŸivlerinden öğrenmekteyiz. II. Mahmut devrinin ilk yıllarında tüm imparatorlukta olduÄŸu gibi ayanların güçlenmesi nedeniyle ortaya çıkan isyanları devleti güçlükle önlediÄŸi anlaşılır. 1827 - 1828 Osmanlı-Rus savaÅŸlarında Sinop kalesine asker gönderilmiÅŸ, Sinop ayanı Kavizade Hüseyin Bey kale muhafızı olarak atanmıştır. 1853 yılında Rus donanması tarafından yapılan Sinop baskını Osmanlı Devleti ve müttefikleri ile Rusya arasında Kırım savaşının baÅŸlamasına neden olmuÅŸ, bu da Sinop’un geliÅŸmesinde dönüm noktası olmuÅŸtur. Sinop baskını nedeniyle gerçekleÅŸen Kırım savaşı sonrasında Sinop sancağına Kafkaslardan muhacir geldiÄŸi de bilinir. Bu savaÅŸtan sonra imzalanan Paris AnlaÅŸmasına göre tarafsız bölge haline getirilen Karadeniz’de Osmanlı Devleti ve Rusya ne tersane ne de donanma bulundurmayacaklardı. İki devlette kıyılarda güvenliÄŸin korunması gerekli olduÄŸundan savaÅŸ gemilerinin sayısını aralarında özel bir anlaÅŸmayla kararlaÅŸtıracaklardı. Bu anlaÅŸmadan sonra Sinop’ta ufak çapta da olsa tersane faaliyetinin olduÄŸu anlaşılmaktadır.
Bu baskından ve savaÅŸtan sonra askeri bir tersane ÅŸehri olmaktan çıkan Sinop, II. Abdülhamit döneminde suçluların alıkonulduÄŸu iç kaledeki hapishanesiyle ünlenmiÅŸtir. 93 Harbi sırasında Sinop Limanı’nın tahkim edildiÄŸi ve gece giriÅŸinin yasaklandığı bilinir.
Osmanlı Dönemi’nde Sinop’ta Nüfus ve Ekonomik YaÅŸam
Åžehrin Osmanlı sistemi içinde asıl önemi ticari ve askeri gemi yapımından ve kerestecilikten ileri gelmiÅŸtir. XVII. Yüzyıl ortalarında Sinop’un kale içinde ve dışında 24 mahallesi vardı. Hıristiyan mahalleleri deniz kıyısında bulunurdu. Bir bölümü kale onarımıyla görevli olduklarından haraç vermezdi. 1582 de 3000-5000 arasında olduÄŸu tahmin edilen kent nüfusu, 1783 de 15000 e kadar yükselmiÅŸtir.
Sinop kentinin ekonomik açıdan tarih boyunca ve özellikle XII. Yüzyılda zayıf olmasının baÅŸlıca nedeni bir liman kenti olan Sinop’un arkasındaki yüksek daÄŸ sıralarının karayolu ulaşımını engellemesi olmuÅŸtur. Kereste üretimi de orman tahribatı nedeniyle Ayancık’a kaymıştır. Ayrıca ÅŸehri tümüyle harap eden büyük yangınların ÅŸehrin geliÅŸimini engellediÄŸi görülmüştür. Bu yangınlar içinde 1917 ve 1946 yangınları önemlidir.
Â
Milli Mücadele Dönemi
Ülkemizin dört bir taraftan iÅŸgali ve azınlıkların zararlı çalışmalarından Sinop da nasibini almıştır. Samsun merkezi ayrılıkçı Rum Müdafaa-i MeÅŸrufa Cemiyeti’nin Sinop’ta bir ÅŸubesi vardı. Bağımsız bir Rum Pontus Devleti kurmayı amaçlayan ayrılıkçı çeteler, zaman zaman Sinop yörelerine de sarkıyor, Müslüman köyleri basıyor halkı yıldırmaya çalışıyordu. Üçüncü Ordu MüfettiÅŸliÄŸi’ne ve Anadolu’da Milli Mücadeleyi baÅŸlatma görevine atanan Mustafa Kemal, 18 Mayıs 1919 günü Sinop Limanı’na uÄŸramış, Sinop Askerlik Åžubesi BaÅŸkanı’nı gemiye çağırıp, gerekli emirleri vermiÅŸ ve kara yolunun uygun olmadığını öğrenip, hiç gemiden inmeden, Samsun’a hareket etmiÅŸtir.
Eylül 1919′da ÅŸehirdeki küçük İngiliz birliÄŸi, Sinop Mutasarrıfı Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey’i tutuklamak ve Hükümet Konağı’na İngiliz Bayrağı asmak istemiÅŸlerse de, halkın sert tepkisi üzerine bundan vazgeçmek zorunda kalmışlardır.
Sinop ve yöresindeki Milli Cemiyetler’in (Müdafaa-i Hukuk) örgütlenmesi Mazhar Tevfik Bey’in yeniden güç kazanmasından sonra hızla geliÅŸti. Sivas Kongresi’nde alınan karar uygulanınca, Sinop ve nahiyelerinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin bir çok ÅŸubesi açıldı. Meclis-i Mebusanda da Sinop’u Rıza Nur Bey ve Miralay Zeki Bey temsil etmiÅŸlerdir.
Sinop İstiklal Savaşı’na da bütün gücüyle katılmıştır. Sinop sancağının Ayancık-Boyabat ve merkez ilçeleri İstiklal Harbinde en çok ÅŸehit veren bölgelerden kabul edilir ve bu yüzden askeri belgelerde bu savaÅŸ takdirle anılır.
23 Nisan 1920′de toplanan Birinci dönem T.B.M.M.’ne Sinop adına ÅŸu Millet vekilleri seçilmiÅŸtir: Åžerif (Arkan) Bey, Abdullah (Karabina) Bey, Hakkı Hami (Ulukan) Bey, Rıza Namık (Uras) Bey, Åževket (Peker) Bey, İstanbul Meclis-i Mebusanı’nda Sinop Mebusu olan Rıza Nur Bey’de, Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasından sonra Ankara’ya gelerek Büyük Millet Meclisi’nin çalışmalarına katıldı. Meclisin ilk geçici baÅŸkanlığını da en yaÅŸlı üye sıfatıyla Sinop Mebusu Åžerif Bey yürütmüştür.
Cumhuriyet Dönemi

Cumhuriyet’in ilanından sonra yapılan idari düzenlemede sancakların kaldırılması ile il oldu. Sinop, Cumhuriyet çağında da bir geliÅŸme göstermiÅŸtir. Sinop ili, dar alan, az nüfusu, tabiat, turistik ve tarihi zenginlikleri ile deÄŸerini korumaktadır.
Merkez, Ayancık ve Boyabat ilçelerine, 1920′de Gerze, 1955′te DuraÄŸan, 1957′de Türkeli, 1961′de Erfelek ve yakın geçmiÅŸte de Saraydüzü ve Dikmen eklenerek ilçe sayısı 9′a çıkmıştır. (Merkezle birlikte)
Cumhuriyet dönemi Sinop tarihinin en önemli olaylarından biri de Mustafa Kemal Atatürk’ün 15 Eylül 1928′de ÅŸehre gelmeleri ve harf inkılabıyla ilgili ilk iÅŸareti ve dersi burada vermeleridir.Â
Â

